Ekran Resmi 2020-04-19 21.34.11

Markus Gabriel, Bonn Üniversitesi’nde Epistemoloji, Modern ve Çağdaş Felsefe Kürsülerinin sahibidir.  Uluslararası Felsefe Merkezi (NRW) ile Bilim ve Düşünce Merkezi’nin başkanlıklarını yapıyor. Dünya Neden Var Değildir?, Ben Beyin Değildir ve Düşünmenin Anlamı gibi kitaplarıyla yeni gerçekçiliğin kurucusu olarak tanınıyor.

Metafizik Bir Pandemiye İhtiyacımız Var

MARKUS GABRIEL

Dünya düzeni sarsıldı. Gerçek boyutlarını bilmediğimiz bir virüs, evrenin gözle görünmez ölçeğine yayılıyor. Hiç kimse, kaç kişinin çoktan Korona’dan hastalandığını, kaçının öleceğini, aşının ne zaman geliştirileceğini vs bilmiyor. Bunun yanında, hiç kimse Avrupa genelindeki olağanüstü hâllerin, radikal önlemlerin ekonomi ve demokrasi üzerindeki olası etkilerini bilmiyor.

Korona virüsü yalnızca herhangi bulaşıcı bir hastalık değil, aynı zamanda viral bir pandemidir. Eski Yunancadan gelen “Pan-demi” kelimesi “bütün halk” anlamına gelir. Gerçekten de bütün halk, bütün insanlar aynı biçimde etkilenmiştir. Henüz tam olarak anlamadığımız şey, insanları sınırlar içinde tutmanın anlamlı olduğuna neden inandığımızdır. Virüs Almanya ile Fransa arasındaki sınırın kapalı olmasından neden etkilensin ki? İspanya neden şimdi bir anda virüsü önlemek için kendini diğer ülkelere kapatması gereken bir birlik hâline geldi? Alacağınız cevap yalnızca şu: Çünkü sağlık sistemleri ulusaldır ve devlet kendi sınırları içindeki hastalarla ilgilenmek zorundadır. Bu doğru, [ne var ki] aynı zamanda bir problem; çünkü pandemi herkesi etkiler. Hepimizin görünmez bir şeritle, insan-olmaklıkla bağlı olduğumuzu kanıtlar. Virüsün önünde bütün insanlar eşittir. Evet: Virüsün önünde bütün insanlar bütünüyle insandır; başka bir ifadeyle, kendisinin öldürücü biçimde çoğalmasına olanak veren bir konak, herhangi bir hayvan türüdür.

Virüsler genellikle çözülememiş metafizik bir problemdir. Virüslerin canlı olup olmadığını kimse bilmiyor. Bu yaşamın sarih bir tanımına sahip olmamamızdan kaynaklanıyor. Gerçekte hiç kimse yaşamın tam olarak nerede başladığını bilmiyor. DNA veya RNA yeterli mi, yoksa kendi kendilerine çoğalan hücrelere mi ihtiyacımız var, bilmiyoruz. Tıpkı bitkilerin, böceklerin, hatta belki de karaciğerinizin bir bilince sahip olup olmadığını bilmediğimiz gibi. Gerçekten de dünyanın ekosistemi devasa bir canlı organizma mı? Corona virüsü, gezegenin sayısız canlı organizmayı kendi faydası için yok eden insan kibrine karşı bir bağışıklık reaksiyonu mu?

Korona virüsü, 21. yüzyılın hâkim ideolojisinin sistem zayıflıklarını ifşa ediyor. Buna yalnızca bilimsel teknolojik ilerleme yoluyla insanî ve ahlâkî ilerlemenin hızlandırabileceği yanılgısı da eklenebilir. Bu yanılgı bizi, bilim uzmanlarının genel toplumsal problemleri çözebileceklerine inanmaya teşvik ediyor. Buna göre Korona virüsü de şimdi bunu herkesin gözleri önünde kanıtlamalı. Ama bu tehlikeli bir yanılgı. Evet, virologlara danışmalıyız. İnsan hayatını kurtarmak amacıyla virüsü anlama ve önleme konusunda bize yalnızca virologlar yardımcı olabilirler. Bununla birlikte, iki yüz binden fazla çocuğun temiz suya sahip olmadıkları için her yıl virüslerin neden olduğu ishalden öldüğünü bize söylediklerinde onları kim dinliyor? Neden hiç kimse bu çocuklarla ilgilenmiyor? Ne yazık ki yanıt açık: Çünkü bu çocuklar Almanya’da, İspanya’da, Fransa’da veya İtalya’da değiller. Gerçi artık bu da doğru değil; çünkü onlar, tüketim sistemimiz yüzünden yarattığımız koşullardan kaçarken kendilerini Avrupa mülteci kamplarında buldular.

Ahlâkî ilerleme olmadan gerçek bir ilerleme olmaz. Irkçı önyargılar her yerde apaçık olduğundan pandemi bize bunu öğretiyor. Trump, virüsü kayıtsızca Çin’in bir problemi olarak tasnif etmeyi istiyor; Boris Johnson, İngilizlerin bu problemi Sosyal Darwinci bir şekilde çözebileceğini ve öjenik sürü bağışıklığı yaratabileceğini zannediyor. Birçok Alman, sağlık sistemimizin İtalyan sisteminden daha üstün olduğuna inanıyor, böylece Almanlar problemi daha iyi çözebileceklerini düşünüyor. Tehlikeli stereotipler, aptal önyargılar.

Hepimiz aynı gemideyiz. Kuşkusuz bu yeni bir şey değil. 21. yüzyılın kendisi, küreselleşmenin sonucu olan bir pandemi. Virüs bütünüyle yeni bir küresel aydınlanma fikrine ihtiyacımız olduğunu ifşa ediyor ve bu, uzun zamandır içinde olduğumuz bir durum. Burada Peter Sloterdijk’ın ifadesini kullanabilir ve yeniden yorumlayabiliriz: Komünizme [ortak-laşmacı] değil, ortak-bağışıklığa ihtiyacımız var (Wir brauchen keinen Ko-mmunismus, sondern einen Ko-immunismus). Bunun için, bizi ulusal kültürlere, ırklara, yaş gruplarına ve birbirleriyle rekabet eden sınıflara bölen zihinsel zehirlere karşı aşı yapmalıyız. Avrupa’da şimdiye kadar beklenmedik bir dayanışma eylemi içerisinde hasta ve yaşlılarımızı koruyoruz. Bunun için çocuklarımızı eve hapsediyoruz, eğitim kurumlarımızı kapatıyoruz ve tıbbî bir olağanüstü hâl yaratıyoruz. Daha sonra ekonomiyi yeniden harekete geçirmek için milyarlarca Avro yatırım yapılacak. Ancak virüsten sonra, daha önceki gibi devam edersek, çok daha kötü krizler olacak: Oluşmasını önleyemeyeceğimiz daha kötü virüsler; AB’nin ABD ile ekonomik savaşının devam etmesi, cellatlarına kimyasal silahlar temin ettiğimiz için bize kaçan mültecilere karşı ırkçılığın ve milliyetçiliğin yükselmesi vs. Ve elbette insanların yavaşça kendilerini yok etmelerinin bir sonucu olduğundan dolayı herhangi bir virüsten çok daha kötü olan iklim krizini de unutmayalım! Bu Korona tarafından kısa süre de olsa unutturuldu. Korona’dan önceki dünya düzeni de normal değildi, bilâkis ölümcüldü. Hareketliliğimizi değiştirmek için neden milyarlarca yatırım yapamıyoruz? Ekonomi liderlerinin özel jetlerle uçtuğu saçma sapan toplantıları on-line yapmaları için neden dijitalleşmeyi kullanamıyoruz? Nihayet, çok tehlikeli Korona virüsünün, tüm modern problemlerin bilim ve teknoloji sayesinde çözülebileceği hurafeleriyle kıyaslandığında masum olduğunu ne zaman anlayacağız?

Bu hepimize bir çağrı, bütün insanlara, sadece biz Avrupalılara değil. Yeni bir aydınlanmaya ihtiyacımız var; doğa bilimi ve teknolojiyi körü körüne takip etmemizden kaynaklı çok tehlikeli durumun farkına varabilmemiz için her insan etik açıdan yetiştirilmeli. Doğal olarak, virüsle bütün araçları kullanmak suretiyle mücadele ederek doğru şeyi yapıyoruz. Birdenbire dayanışma ve bir ahlâk dalgası hâsıl oldu. Bu iyi. Ancak aynı zamanda, birkaç hafta içinde, popülist bilime kuşkuyla bakmaktan, New Yorklu bir arkadaşımın dile getirdiği gibi “bilime Kuzey Korevari tapma”ya evrildiğimizi unutmamalıyız. Doğamızı yok eden ve ulus-devletlerin vatandaşlarını ahmaklaştırarak tüketiciye ve turiste dönüştüren küresel kapitalizmin enfeksiyon zincirinin, uzun vadede bütün virüslerin toplamından daha fazla insanı öldüreceğinin farkına varmalıyız. Tıbbî, virolojik bilgi neden dayanışmaya yol açıyor da, intihar anlamındaki küreselleşmeden tek çıkış yolunun aptalca niceliksel bir ekonomik mantıkla hareket ederek birbirleriyle savaşan ulus-devletlerin ötesinde kurulacak bir dünya düzeni olduğunu söyleyen felsefî görüş böyle bir dayanışmaya yol açmıyor? Virolojik pandemiden sonra, asla kaçamayacağımız, tüm halkları gökyüzünün kuşatıcı çatısı altında toplayan, metafizik bir pandemiye ihtiyacımız var. Biz yeryüzündeyiz ve daha buradayız, ölümlüyüz ve kırılganız. Yeryüzü vatandaşı, metafizik bir pandeminin kozmopolitleri [dünya-yurttaşları] olmalıyız. Diğer her seçenek bizi yok edecek ve hiçbir virolog bizi kurtaramayacak.

Çeviri: Nefise Barak
Redaksiyon: Mehmet Barış Albayrak
Kaynak: https://bit.ly/3ctiAdw